HACI MUSTAFA AMCA.(Gara Mustafa)
Gece kar yağmıştı. Gün ağardığında güneş, çocukların resim
defterine yaptığı gibi yuvarlak, parlak bir beyazlıktı. Bulutların arasından
bir görünüp bir kayboluyordu. Beyaz kar bulutları Hasan dağının tepesini
içine almıştı. Batıda Sekine kuyusuna doğru hiç görünmüyordu. Sadece Aşağı Sayık yayla evlerinin duvarları alaca belece görünüyordu. Yaylanın yüzü bembeyaz olmuştu. Hasan
dağında, ve Ali dağındaki çamlar alacalanmıştı. Dipleri henüz karaydı.
Eski yayla evleri, ev kalıntıları, çakıl taşları da yer yer
alacalıydı. Yerdeki karın düzlüğünü gece dolaşmış hayvanların izleri bozuyordu.
Züfra yenge bismillah çekerek kapıyı
açtı. Dışarıdan içeriye soğuk hava, içeriden dışarıya sıcak buhar hücum etti.
Hemencecik elindeki ayakkabılarını bıraktı ve giydi. Kapıyı çekti.
Hanay kar kaplıydı. Kenardaki yakacak odunlarının yanından süpürgeyi aldı.
Süpürgenin çalıları bitmiş, dibinde az bir şey kalmıştı. Karları hanaydan
aşağı doğru estire estire süpürdü. Sonra merdivendeki
karları da süpürdü. Ağıldaki koyunlar kendilerini evin siper yerlerine
çekmişler, bir araya toplanmışlardı. Birbirlerinin sıcaklığından
faydalanıyorlardı. Nefesleri üzerlerinde bir buhar bulutu oluşturuyordu.
Yünlerinin üzerinde kar vardı. Züfra yengeyi görenler
kalkıştılar. Üzerlerinde bulunan karları silkelenerek attılar.
“--Yavrularım üşüdünüzmü bu gece. Bugün
köye gideceğiz az sabredin.” dedi şefkatle kendisine bakan koyunlarına Züfra yenge.
Bazı köylüler güz bittikten sonra köyden yaylaya göçerler. Bu
göçe güzleme denir. Kimi aşağı yaylaya, kimisi de Çukurcaya
göçer. Hayvanları olanlar ot ve samandan tasarruf eder. Kışlık odun temin
edilir. Hacı Mustafa amca çoğunlukla aşağı yaylaya göçer. Yukarı Sayık yaylasında tek göç kendisiydi. Aşağı Sayık yaylasında Sokun köyünden birkaç tane göçer
vardı.
Biraz sonra kapı yine gıcırdadı. Evin oğlu Recep dışarıya çıktı.
Ayakkabılarını giydi. Ahırın arkasındaki traktörün yanına gitti. Şoför
koltuğundaki minderi aldı, karları silkeledi, tekrar yerine koydu. Traktörün
üzerindeki karları eliyle temizledi. Koltuğa oturdu, anahtarı çevirdi kontağa
bastı. Traktör biraz naz ettikten sonra çalıştı. Çalışır şekilde bıraktı ve
yere indi. Kayallı yoluna baktı. Endişelendi. Yol
bozuktu ve üstelik karla kaplıydı.
“--Düğer yoluna kadar güzelce bir inebilsem” diye düşündü.
Hacı Mustafa amca ve kızı Zeliha da
çıktılar evden dışarıya. İyice giyinmişlerdi. Ellerinde eldiven,
ayaklarında çizme vardı. Akşamdan odunlar römorka yüklenmiş, yayla göçü için
yer ayrılmış ve üzerine naylon örtülmüştü. Recep traktörün römorkuna
çıktı. Naylonu kaldırdı. Babası, annesi ve kardeşinin
getirdikleri göç eşyasını aldı, düzgünce yerleştirdi. Tekrar naylonu
üzerine örttü ve urgan ile sıkıca bağladılar.
Recep şoför koltuğuna oturdu. Annesi, babası ve kardeşi de
büyük tekerleklerin üzerindeki kaportaya oturdular. Birbirlerine sıkıca
yapıştılar. Recep ağır fideste gaz
pedalına bastı. Traktör, Bürkenin yanında hafif bir
patinaj yaptıktan sonra yavaşça Aşağı Mezar Ayağına doğru yol aldı.
Yukarı Mezar Ayağına doğru güzelce geldiler. Göklemeli
yerden sonra yol daha da dikleşiyordu. Recep fidesi yokuşa gelmeden en ağıra
aldı. Yavaşça yoldan aşağıya inmeye başladılar. Yoldaki iri kayalar traktörün
sürüklenmesini önlüyordu. Hafif kaymalar olsa da Kayallının
başına kadar geldiler.
Virajdan düğer yoluna
dönerlerken Recep’in endişeleri dağılmaya başladı. “Hele şükür güzelce indik”
diye düşünüyordu ki birden traktör kaymaya başladı. Römork traktörü sürüklüyordu.
Recep frenlere yüklendi ama yer karlı, çamur ve kaygandı. Traktörün önü ana
yola ulaştığında frenler tutmaya başladı. Ancak hızını alamayan römork
kancasından çıktı ve yoldan aşağıya, kar ile örtülü çayıra devrildi.
Göçler odunlar yerlere yayıldılar. Olan oldu… Allah’a şükür kendilerine bir şey
olmamıştı.
Traktöre bağladıkları zincir ile devrilen römorku
kaldırdılar, yola sürüklediler. Etrafa yayılan odunları ve göçleri tekrar
römorka yüklemeye başladılar. Yolun kenarına bir ateş yaktılar. Üşüyen azıcık
burada ısınıyordu. Yükleme işi bitmek üzereydi. Hacı Mustafa amcaya;
“--Hadi sen yaylaya git. Sığırları ve koyunları Düğer yaylasına indir.”
Dediler.
Hacı Mustafa amca elinde deyneği, kayallı yolundan yaylaya geri döndü. Yaylaya vardığında
yorulmuştu. Evin hanayına oturdu biraz dinlendi. Önce sığırları çıkardı
dışarıya. Sonra koyunları çıkaracaktı. Ağılın tokutmalarını
indirirken sığırların Eski Gelük'e doğru hızla
gittiklerini gördü. Tokutmaları tekrar yerine
koydu. Çakıla dayadığı deyneğini aldı ve
sığırların arkasından koşmaya başladı. Sığırlar çamların arasında gözden
kayboldular. İzlerinden takip etti. İzler Eski Gelük’ten
Çat’a doğru gidiyordu. Durdu. Arkalarından gidip gitmeme konusunda biraz
tereddüt etti. Sonra
“--Sığırları köye bıraktıktan sonra gelir koyunları
götürürüm” diye düşündü. Dere boyunca takip etmeye devam etti. Güneş yoktu.
Hacı Mustafa amca daha öyle saatleri zannediyordu. Oysa ikindi olmuştu.
Züfra yenge, Recep ve Zeliha göçü römorka yüklemeyi bitirdiler. Traktöre
taktılar ve Düğer yaylasına kadar geldiler. Burada Hacı Mustafa amcayı
bekliyorlardı. Koyun ve sığırları buraya indirecekti. Aşağı Sayık
yaylasında göçü bulunan Sorkunlular da gelmişti arkalarından. Epey beklediler.
Hacı Mustafa amca gelmedi. Recep “--Ben gidip bir bakayım, Siz gidin” dedi.
Traktörün anahtarını Sorkunlu komşularından birisine verdi. Yaylaya çıktı. Eve
geldiğinde koyunlar ağıldaydı. Birkaç kez seslendi “--baba” diye. Karşılık
veren olmadı. Sonra Eski Gelük'e doğru giden izlerini
gördü. “--Sığırları eski yayla yolundan köye götürmüş” diye düşündü. Koyunları
çıkardı ve Düğer yaylasına doğru sürdü.
Hacı Mustafa amca sığırların izlerinden Hakverdilerin
Mandırasına kadar geldi. Sığırlara yetişememişti. Sayık
Mandırasının setine geldiğinde hava iyice kararmıştı. Sanki ezan sesleri
duyuyordu. Belkide akşam ezanıydı. Son bir gayret ile
kara çörtenin (dere tarla) karşılarına doğru tırmandı. Tilki yatağının
eteğinden doğru eski yayla yoluna ulaştı. Sığırlara yine yetişemedi. Çok yorulmuştu.
Yaşlı bedeni artık kendisini zor taşıyordu. Sorkun köyünün ışıkları pırıl pırıl yanıyordu. Sobacı kuyusunu geçti. Örenlere doğru
inerken yatsı ezanları okumaya başladı. Hemen yanında gözüne irice
bir kaya ilişti. Kayanın dibine kendini bıraktı. Yorgunluktan ayakları ve
elleri titriyordu. Ezanlar sustu. “—Az bir yolum kaldı, kalkıp eve gideyim,
sıcak sobanın başında rahatça dinlenirim” diye düşündü. Deyneğini
yere dayadı. Kalkmak için uğraştı. Kalkamadı. Dizlerinde derman yoktu. Birkaç
defa denedi olmadı. Kalkamadı. Korktu. “—Cankurtaran yokmu?”
diye bağırdı. Bu soğuk kış gününde herkes evlerindeydi. Sesini duyan olmadı.
Birkaç gün önce komşulardan Sobacı Hüseyin amca ölmüştü. “—Sobacının tabutuna
gireceğim” diye düşündü. Şahâdet getirdi. Dua okudu. Okuduğu
dualar, Hacı Mustafa amcayı rahatlattı. Uyudu. Güzel rüyalar görüyordu.
Recep koyunları Düğer yaylasına indirdi. Buradan yol boyunca köye
doğru gitmeye başladılar. Recebin üzeri göç yüklerken ıslanmıştı. Üşüyordu.
Koyunlar ağır yürüyorlardı. Koşmaları için zorladı ama koşturamadı. Yukarı
Düğer köyünün yukarılarında bir yerde köyden karşılamaya geldiler. Züfra yenge ve Zeliha göçü
yıkmışlar, köyden bir komşunun arabasıyla karşılamaya gelmişlerdi. Recebi
arabaya bindirdiler köye gönderdiler. Kendileri de koyunları getirdiler. Köye
geldiklerinde sığırlar evin yanındaydı. Hacı Mustafa amca halen gelmemişti. Herhalde koyunları getirmek için yaylaya geri
dönmüştür diye düşündüler. Biraz ısınıp, yemek yedikten sonra bir komşunun
arabasıyla tekrar yaylaya gittiler. Hacı Mustafa amca yaylada yoktu. Köye
döndüler. Köyden, birlikte göçtükleri Sorkunluları aradılar.
Görüp-görmediklerini sordular. Sorkun köyünden Atalayın
oğlu Zafer eski yayla yolundan aramalarını önderdi.
Recep ve Sorkun köyünden komşular, traktörler ile kara
çörtene(dere tarla) kadar gittiler. Traktörleri buraya bıraktılar. Sayık Mandırasının setinde izleri buldular. Gün ağarmaya
başlamıştı. İzleri takip ettiler. Gece kar yağmamış, çokta ayaz
olmamıştı. Örenler civarına yaklaştıklarında Sorkunlu komşular Hacı Mustafa
amcayı buldular. Öyle bir yatışı vardı ki ölü zannettiler.
Arkalarından gelen Recep telaşla sordu “--Buldunuzmu?”.
Cevap vemediler. Aradan babasını gördü. Koşarak
“--Baba” dedi Recep. Hacı Mustafa Amca “—Ey” dedi. Yaşıyordu. Hacı Mustafa amca
sabaha doğru küçük abdest bozma ihtiyacından dolayı uyanmıştı. Etrafında duran
insanları halen rüyasında görüyorum zannediyordu. Zafer, Aydın, Mevlüt Recep sevindiler. Gözlerden yaşlar akmaya başladı.
Üzerlerindekileri Hacı Mustafa amcaya örttüler. Her yere telefon ettiler.
Jandarma ve Ambulans
geldi. Hacı Mustafa amcayı Gerede’ye hastaneye götürdüler. Vücudu soğuktan
morarmıştı. Hemşireler serum takabilmek için canlı damar aradılar. Sonunda ayak
başparmağında bir damardan serumu taktılar. Serum vücuda dağıldıkça diğer
damarlarda canlanmaya başladı. Sonra kolundaki damardan serum taktılar. Bütün
bedenini ılık suyla ovaladılar. Bir yandan bilincinin yerine gelip gelmediğini
kontrol etmek için sorular soruyorlardı. "--Mustafa amca nasılsın ?"
diye sordu hemşire hanım" "--Ben iyiyim bana çok soru sormayın. Ben
cahil adamım" dedi Hacı Mustafa amca. Vücudundaki morluklarda
kayboluyordu. Cuma günü öğleden sonra taburcu ettiler.
Kurban bayramında, bayram yerindeydi ve sapasağlamdı.
Bayramlaştık . Allah uzun ömürler versin Hacı Mustafa amca.
Yer isimleri:
Hasan Dağı: Yaylanın güneyindeki
yüksek dağ. “Hasan bey” olarakta bilinir. Yayladan
taraftaki kuzey eteğinde “Kayık taşı” vardır. Eskiden çocuklar bu taştan
neşeyle kayarlardı. Pür neşe sesleri karşı taraftaki evlerden yankılanırdı.
Yine yaylaya bakan kuzey batı eteğinde “Ana pınarı” adında küçük bir kuyu var.
İlk baharda çok nefis, masmavi bir suyu olur. İçimine doyum olmaz.
Ali Dağı: Yaylanın doğusunda,
Düğer yaylasının üstünde, Posahmetgilin evlerinin
altında çam ağaçları ile örtülü yer. Aslında yayladan alçaktadır. Çam ağaçları
güzel çıra üretir. Daha aşağılarından, düğer yaylasına bakan kısımlarından,
eskiden çok define çıkarıldığı söylenir.
Aşağı Mezar Ayağı: Yaylanın doğusunda,
Ali dağının güneyindeki çukurluk. Çukurun iç taraflarında bir kuyu vardır. Yine
çeşitli yerlerinde zincirli taşlar mevcuttur. Yukarı tarafından Kayallı (Aladağ) yolu geçer.
Yukarı Mezar Ayağı: Aşağı Mezar Ayağı’nın
az ilerisinde, güneyinde küçük bir çayırlık. Kayallı
yolu içinden geçer.
Göklemeli Yer: Yukarı Mezar Ayağını güneye doğru geçtikten
sonra, yolun üst tarafında kayalıklı ve ağaç olmayan yer. Çokça mor sümbül
yetişir. Herhalde adı buradan kalmıştır. Hasan dağının doğu etekleridir. Ulu
güney’e kadar etek boyunca pek çam ağacı
yoktur. Guppa ve Ardıç çalıları çoğunluktadır.
Sekine Kuyusu: Yaylamızın batısında
Aşağı Sayık yaylası vardır. Aşağı Sayık
yaylasının batısında bir dere yatağı var. Bu dere ilk baharda kar sularıyla
beslenir. Yaz ortasında kurur. Dere boyunca kuyular vardır. Bu kuyuların en
yukarısındaki, yani ilk kuyu Sekine kuyusudur. Etrafı çayırlıktır. Aşağı Sayık yaylasının güney batısında yer alır.
Eski Gelük: Yaylanın Güneyindedir. Eskiden köyden yaylaya geliş yeri.
Sırt yolu dediğimiz köyden yaylaya geliş yolu buradan geçer. Burada da bir kuyu
vardır. Kuyunun üzeri ortası delik kocaman bir taşla örtülüdür. Daha kuzeyinde
yol boyunca Mertmencük
adında bir çayırlık vardır. Bu çayırlıkta da bir kuyu vardır.
Çat: Aşağı Sayık yaylasından geçen dere yatağı ile Eski Gelük’ün kuzey aşağısında oluşan boğazın birleştiği yer. Dere
yatağı boyunca kenarından, eskilerin “susa” dediği bir patika yol gider. Sorkun
Köyü’nün Deretarlasına (kara çörten) kadar.
Kayallı: Kaya avlu da denir. Aşağı yayla yolu ve Düğer deresi
boyunca gelen Aladağ (Çukurca: Yukarı yayla) yolunun
birleştiği çayırlık yer. Çayırın ortasında Düğer Aladağlarına
yol ayrılır.
Guppa: Yöresel Sölüğe bakınız.
Tokutma: Yöresel Sözlüğe
bakınız.
Bürke: Yöresel Sözlüğe bakınız.
Mustafa YILMAZ
Y.Sayık-2007
(Olay 13 Aralık 2007 Perşeme, 14 Aralık 2007 Cuma
günleri olmuş. Aslına uygun anlatmaya çalıştım. Birazda hikayeleştirdim. Ufak
tefek yanlışlarım ve abartılarım var, hakkınızı helal edin)